Bilmek lanetlenmektir …

Matrix filminin o meşhur sahnesini hatırladınız mı? Morpheus Neo’ya;

”Matrix’i yani gerçeği bilmek ister misin? Matrix’in ne olduğunu ne yazık ki kimse söyleyemez bunu kendin görmelisin, bu senin son şansın. Buradan sonra artık dönüş olmayacak. Mavi hapı alırsan hikaye sona erer, yatağında uyanır ve istediğin her ne ise ona inanırsın. Kırmızı hapı alırsan Harikalar diyarında kalırsın, bende tavşan deliğinin gittiği yeri gösteririm sana” der. Neo kırmızı hapa yöneldiği sırada ise ”unutma sana vaat ettiğim tek şey gerçek fazlası değil” deyip Neo’yu uyarır.

Gerçek hayatta ise herhangi bir şeyi öğrendikten sonra, sanki hiç öğrenmemiş gibi yaşamak için içilecek mavi bir hap yok. Öğrendiğimiz şeylerin gerektirdiklerini hayata geçirmek artık bizim tercihimiz ve sorumluluğumuzda. İşte bundan dolayı bana göre bilmek lanetlenmektir. Artık biliyorsunuz ve gereken neyse yapmakla yükümlüsünüz. ”Cahillik mutluluktur” da denir, açıkçası cahil olup mutlu olmaktansa, bilip lanetlenmeyi tercih ederim ben.

Tüm bu düşünceler kardeşimin bana ”abla, sağlıklı olmak için yediğimize, içtiğimize ve kullandıklarımıza dikkat ediyoruz, hiç mi hastalanmayacağız peki, 100 yaşına kadar mı yaşayacağız?” diye sorması üzerine gelişti. Bu soru üzerine epey bir düşündükten sonra şuna karar verdim. Beslenme, sağlık, kozmetik, kimyasallar vs. konularında yaptığım okumaların ve araştırmaların asıl sebebi, çok sağlıklı olmak için değil öğrenmek ve bilmek içindi. Öğrendikçe gördüm ki bir şeylerde terslik vardı beni huzursuz eden. Yaptığım alışverişlerden, satın aldıklarımı kullanmaktan keyif alamıyordum. Artık biliyordum nelerin yanlış olabileceğini … Sağlıklı olmak kaygısından ziyade doğru olanı yapma çabası vardı bende.

Artık biliyordum ki özellikle paketli ürün alırken paketin sadece son kullanma tarihine bakmak yetmez, içindekiler kısmına da mutlaka bakılmalı. İnsanların sizi aptal yerine koyması hoşunuza gider mi? Hayır, elbette gitmez, öyleyse firmaların sağlığımızla oynayıp birde üstüne paramızı almalarına seyirci mi kalacağız? Yapabileceğimiz hiç bir şey yok mu? En basit örnek, bu genetiği değiştirilmiş organizma (gdo) da nereden çıktı. Reklamlarda neden yıllarca mısır özlü yağların en hafifi ve en sağlıklısı olduğu söylendi, neden çikolatalarda pancar şekeri yerine mısır şurubu kullanıldı, neden satılan salçalarda, ketçaplarda, bisküvilerde, pudinglerde o kadar çok katkı maddesi var? Nasıl bir dünyada yaşıyoruz bazen anlamakta gerçekten de güçlük çekiyorum.

Evet, sağlığım benim için önemli. Şirketlerin, kendi ceplerini düşünerek ürünlerini üretirken benim sağlığımı hiçe sayabilecek kadar vurdumduymaz olabileceklerini idrak etmeye başladığım andan itibaren bu acayip durumun farkındayım. Artık biliyorum! Geri dönüşü yok ve bir şeyler yapmam gerekiyor.

Uzun zamandır bu konuyla ilgili yaptıklarımı, aklıma geldiği gibi yazmak istiyorum. Yazmayı unuttuğum, eksik kalan şeyler olursa eğer hatırladıkça ilerleyen yazılarımda paylaşırım sizlerle. Başlayalım mı ne dersiniz?

Hamburger, tiramisu, baklava, browni, pizza … kısacası dışarıda yemek yemeğe bayılırdım. Uzun zamandır yemiyorum.

Kolalı içecek ve meyve suyu içmiyorum.

Çikolatalı gofret favorimdi, günde 10 tane yesem azdı benim için. Tadını unutmadım ama yemiyorum. (İlk zamanlar epey bir zorlamıştı beni.)

Makyaj malzemesi kullanmıyorum yani makyaj yapmıyorum. (Makyaj malzemelerinin içindeki kimyasalların zararları dışında, makyaj yapmayı sevmiyorum.)

Ojeler ayrı bir dünya, renk renk, cıvıl cıvıl … (Her ne kadar oje sürmeyi çok sevsem de kullanmıyorum.)

Saçımı boyamıyorum. (Saç boyaları içindeki o amonyak kokusu bile yeter kullanmamam için.)

Cildimi nemlendirmek için krem satın almıyorum. (Kozmetik, sanırım en kötü kimyasalların kullanıldığı sektör. İhtiyacım olan kremi kendim yapıyorum.)

Mısır özü yağı, ayçiçek yağı, riviera zeytinyağı başka hangi çeşit yağlar vardı hatırlayamadım ama kullanmıyorum. (Sadece soğuk sıkım zeytinyağı ve tereyağı kullanıyorum.)

Sadece ekşi mayalı ekmek alıyorum.

Çamaşır suyu kullanmıyorum. (Benim gibi hijyen delisi bir insan için çok ama çok zor oldu. Fakat biraz araştırıp okuyunca gördüm ki çamaşır suyu olmadan da evimiz gayet temiz olabiliyor.)

Şampuan kullanmıyorum. (Şampuan diye deterjan kullanmaya hayır!)

Mutfakta en büyük yardımcım havlu kağıttı. Yerini dolduracak şeyler bulmak biraz rahatımı bozsa da kullanmıyorum.

Sıvı sabun (o da bir deterjan), camsil, fırın temizleyici, halı temizleyici, bulaşık ve çamaşır deterjanı, yumuşatıcı, parlatıcı, deodorant … Tüm bu saydıklarımın yerlerine daha sağlıklı ev yapımı alternatifler buldukça yavaş yavaş hayatımdan çıktılar. Bunların bir kısmını bugüne kadar sizlerle detaylı olarak paylaştım diğerlerini de zamanla anlatacağım.

Sanırım daha çok şey var alırken çok dikkat ettiğim, almamayı tercih ettiğim. Almamayı tercih ettiğim ama alternatifi olmadığı için almak zorunda kaldığım. İlerleyen yazılarımda daha detaylı yazmak isterim bu konu hakkında. Şimdilik bu kadarı yeterli olsun konuya giriş yapmak için.

Ayrıca şunu hemen belirteyim, yukarıda yazanları okudunuz, hayatımdan bir çok şeyi çıkartmışım gibi gözüküyor. Basit yaşam serüvenimde tüm bunlar, ne bir gecede oldu ne de çok kolay. Neredeyse hepsini zorlayıcı süreçlerden sonra hayatımdan çıkartabildim. Zararlı olduğunu anladığınız şeylerin yerine nelerin, hangi alternatiflerin koyulabileceğinin araştırılması, bulunması, denemesi vs. bunların hepsi konforunuzu az yada çok ama kesinlikle bozabilecek süreçler. Değer mi derseniz, evet değer!

Bilmek lanetlenmektir … Artık biliyoruz, zor gelse de bize, doğru olanı yapmaya çalışmalıyız.

8 thoughts on “Bilmek lanetlenmektir …

  1. Evet değer!! Lütfen devam… Sizi büyük bir ilgiyle takip ediyorum, zamanım ve imkanım olduğunda önerilerinizi hayata geçirmeye çalışıyorum.yarin bulaşıklarımi bende bahsettiginiz sekilde yıkayacam .makinemin parlatici gözüne beyaz sirke koyduğumu ve eve artık parlatici almadığımı söylemek isterim büyük bir gururla. saclarimi ben de zeytinyağlı sabunla yıkadım ve gercekten cok memnun kaldım. ilk seferinde durulama asamasında sirke kullanmadım sonuc: tertemiz kabarık saclar (ama sanırım bu, sacların sağlıklı olmasının göstergesi) ikinci seferde sirke ile duruladım sonuc: pırıl pırıl sağlıklı saclar..com memnunum.. Ama benim icin sorun su; sacları söyle saga sola sakladıkça alışmışiz tabii mis gibi(( yazı dizinizi okumaya başladıktan sonra MİS!!! ne demek ciddi anlamada düşünmeye başladım )) kokmasina! Serüveninizde takipcinizim
    Sevgilerimle

    • merhabalar, serüvenime eşlik ettiğiniz için teşekkürler.

      pırıl pırıl evler, mis gibi kokan yumuşacık çamaşırlar, canlı saçlar….. Farkettiyseniz eğer ben yeni bir şey söylemiyorum, sadece aklıma gelen reklam sloganlarını paylaşıyorum sizinle…..

  2. ben yazılarınızı okudukça ne farklı dünyada yaşıyormuşum şaşırdım kaldım. maddiyat uğruna ne aşamalardan geçmişiz, acaba bu maddiyatcılar ne yer ne içerler. kendime soruyorum bizlere acımadıklarını bizlerin geleceğini nasıl çaldıklarını .araştırmalarınız bizleri aydınlatıyor bundan sonra ailemi ve çevremi de uyaracağım. bizlerde bizleri düşünmeyenlere karşı ne gerekiyorsa hep birlikte evlerimizde kendi ihtiyaclarımızı hem üretelim hemde yapalım. derler ya el mi yaman bey mi. ben denemeye başladım sizlerin araştırmalarını takip etmeye devam. iyi ki varsınız emeğine sağlık.

  3. Bir suredir seyahat ediyorum cesitli ulkelerde kisa sureli zaman gecirmem gerekebiliyor isim ile ilgili olarak. kendi evimdeyken dikkatle uzerinde durdugum konularda (beslenme, temizlik vs) seyahat ederken o kadarda secici olamiyorum. Markali bilenen oteller ve ust kalite yemek hazirlayan lokantalar kafeler tercih ediyorum ama yinede icimden bir ses surekli ’emin misin’ diyor? Cok zaman, mesela, siparis vermeden once kullanilan yagin turunu sorarim, begenmezsem siparisimi degistiririm… rafine olmamis seker isterim eger servis etmemislerse… Soylemek istedigim, yaziniz da cok guzel bir noktaya temas etmissiniz, evet, bilmek lanetlenmektir! der Fransiz bir filozof, bilmiyormus gibi davranmak cok zor, ve bence bilmiyormus gibi davranabilmek insanin kendine olan saygisini kaybettiren en onemli secimlerden biri. Mesela; komsunuz ac, yada hasta, fakat sizden direkt olarak yardim istemedi, yada size haber verilmedi… Bilmiyormus gibi davranip sorumluluktan kacabilirsiniz dimi!!! ve ne kadar da insan! kalirsiniz bunun ardindan (Kiz kardesimin tavsiyesi ile izledigim Dog Ville isimli bir filmi ozellikle bilmemezlikten gelmek konusunu cok guzel isledigi icin tavsiye ederim).

    Yazilarinizi keyifle takip ediyorum.

    • ben de sizlerin yorumlarınızı keyifle okuyorum. Bence, sizin seyahat ederken sağlıklı beslenmek adına gösterdiğiniz çaba bile yeterli. Bir sıfırdan büyüktür değil mi?

      Dog Ville filmini ben de izlemeyenlere öneririm. Mutlaka izlenmesi gereken filmlerin arasında yer alıyor. 3 saatlik bir film olmasına rağmen ben iki kere izledim… Bana göre o kadar dolu bir film ki her izlediğimde farklı şeyler yakalıyorum.

  4. Yazınızı okuyunca üniversiteden bir hocamızın 1. sınıftayken sınıfa söylediği sözler geldi aklıma; ‘sizler artık göçebesiniz, yersiz yurtsuz olacaksınız.’ O zamanlar pek anlamamıştım okumaya öğrenmeye başlamanın geri dönüşü olmayan bir serüven olduğunu. Evinizden çıktığınızda yine evinize bildik tanıdık yere geleceğinizi bilirsiniz ama bu sefer bir yerde kalmak yoktur seyahatiniz hiç bitmeyecektir. Her bir bilgi peşinden bir soruyla yeni bir serüvene sürekleyecek sizi. Bilmediğim şey hakkında konuşamam, o şeydir, tanımlanamamıştır, daha neler bilmiyorumun yolcusu olmuşunuzdur, göçebesinizdir artık…

    • Yorumunuz kısa bir öykü tadında olmuş, çok teşekkürler.

      Her şey merakla ve sorularla başlıyor gerçektende. Sorularınıza belki cevaplar bulabiliyorsunuz fakat bulduğunuz cevaplar bile sizin yeni sorular sormanızı, yeni şeyler öğrenme isteğinizi daha da bir kamçılıyor sanki. Ne kadar güzel ifade etmişsiniz ” her bir bilgi, peşinden bir soruyla yeni bir serüvene sürekleyecek sizi”….

      Öykü tadındaki yorumlarınızın devamını bekliyorum…

Yorumlar kapalı.